25 Kasım 2016 Cuma

Mürebbiye Kitap Yorumu


Merhabalar 

Yine Stefan Zweig kitabı ile geldim. 

Yazarın okuduğum ilk kitabı Satranç olmuştu. Onu çek beğendikten sonra diğer kitaplarını da sirayla okumaya başladım. 

Şu ana kadar beğenmediğim hiç bir kitabı yok. Hepsi ayrı bir güzel. 

Yahudi kökenli yazar hakkında araştırma yaptığımda karısı ile birlikte intihar etmesine çok üzülmüştüm. 1. Dünya Savaşı, Naziler, yaşanan onca kötü olay yazarı çok etkilemiş ve intiharın eşiğine kadar getirmiş.

İç dünyamızdaki düşünceleri ustalıkla dile döken bir yazar daha çok eser yazabilecekken intihar etmesi yine bence tarihimizin bir ayıbı. 
Yaşanan onca savaş ve insan katliamı bir çok şeyi yok ettiği gibi bir yazarı da kendi elleri ile ölüme sürüklemeyi başartmış. 

Şu zamana kadar okuduğum kitaplar hep kısa hikayelerden oluşmakta. Mürebbiye biraz farklı. 

Mürebbiye'nin içinde dört farklı hikaye var.


  • Mürebbiye
  • Yaz Novellası
  • Geç Ödenen Borç 
  • Kadın ve Yeryüzü

İlk hikaye kitap adıyla aynı. 

Mürebbiyelerinin konuşmalarını gizlice dinleyen iki kız kardeş, yetişkinlerin dünyasının ne kadar acımasız ve sorgulayıcı olduğunu öğrenir. 

İkinci hikaye orta yaşlı bir beyefendinin, sırf deneyip ne olduğunu görmek için  gencecik bir kıza yazdığı gizli aşk mektupları ile ilgili. Bence çok bencilce bir davranış. 

"Birbirlerine sıkıca sarılmış ağlıyorlar, yüzleri önce usulca, sonra dizginsiz dökülen sıcak gözyaşlarıyla yıkanıyor, göğüsleri birbirlerinin hıçkırıklarıyla da sarsılıyor. Çocuklar karanlığın içinde tek bir acı, ağlayan tek bir beden olmuşlar. Artık mürebbiye veya o an kaybedilmiş olarak gördükleri anne babaları için ağlamıyorlar; onları sarsan derin bir dehşet, bugün ilk kez attıkları o bilinmeyen dünyadan çıkıp gelebilecek olan herhangi bir şey."

Bir sonraki hikaye Geç Ödenen Borç. Bu da beğendiğim bir diğer hikaye.

İki genç kız şehirlerinde yaşayan bir tiyatro oyuncusunun oyunlarını seyrederken duydukları hayranlık ve sonrası tutkudan bahsediyor. Kızlardan biri yıllar sonra çıktığı kısa bir tatilde yaşadığı tesadüfü arkadaşına anlatırken, yıllar önce içinde sakladığı duyguları açığa çıkarıyor.

Kadın Ve Yeryüzü ise varlık, yaşam ve duyguların bir harmanlaması gibi. 

"Artık bundan benim payıma düşenle yeryüzüne düşen arasında bir ayrım kalmamıştı; dış dünya ile aramdaki ince duyumsama zarı yırtılmış, her şey tek bir düş kırıklığı yumağı halinde birbirine karışmıştı."

Mürebbiye, yazarın diğer kitapları gibi beni pek çok içine çekmedi.  Ama Zweig farkını her kitabında veriyor. 

Onca uzun cümlelerde ve ifadelerinde hiç bozukluk yaşamadan, yorulmadan okuyabiliyorsunuz. 

Bir şey daha fark ettim ki yazarı bence okunması gereken tüm kitapları kafanız biraz rahat ve sessiz bir ortamda okunmalı. 

O zaman gerçekten keyif alıyor, anlatılmak istenileni gerçekten hissedebiliyorsunuz. 

Başka bir kitap yorumunda görüşmek üzere.

Sevgiler  


23 Kasım 2016 Çarşamba

Erken Kaybedenler Kitap Yorumu




Merhabalar

Emrah Serbest benim yeni tanıdığım yazarlardan. Aslında yazarın bana en çok tavsiye edilen kitabı Deliduman'dı fakat onu okumaya neden bilmem hiç fırsat bulamadım.

Bende geçen ay alışveriş yaparken, çok satanlarda Erken Kaybedenler'i görünce alışveriş sepetime ekledim hemen.

Size de oluyor mu? Bir kaç kitap birden aldığınızda acaba hangisini ilk okusam diyor musunuz? Ben sürekli bu durumda kalıyor bazen aynı anda bir kaç kitap birden okuyorum. 

Erken Kaybedenler ‘de gece yatmadan okuduğum kitaplardan biri oldu. Bir günde okuyabilirdim fakat uykudan önce okunduğu için bir kaç akşamda bitti ve yorumu bugüne kaldı.

Şimdi gelelim kitabımıza. 

Kitap 8 hikayeden oluşuyor.
  • Ananemim Son ölümü
  • Zannettiğin Gibi Değil 
  • Korhan Ağbi'nin Kardeşi 
  • Denizin Çağrısı 
  • Cahide 
  • Üst kattaki Terörist
  • Alçak gönüllü Arzular 
  • Kimi Sevsem Çıkmazı

“Bu hayatta rastgele çevirdiği telefon numaralarında karşısına çıkan seslerden başka kimsesi kalmamış biriyim.”

Hikayeler ve konular asıl kahramanları olan yeni yetme ergenliğe adım atmış erkek çocuklarının anlattığı hikayeleri kapsıyor. 

Ergen olmaya başlamış erkeklerin aklından geçenler, duyguları, öfkeleri, kendi bulmaları ile anlattıkları birçok olay var.

Bazen duygusal, bazen tiplerde de sırf atar, gider yapan erkek çocuk hikayeleri sizi arada güldürüyor, arada hüzünlendiriyor, bazen de kahkaha attırıyor.

Hikayeler günlük yaşam tarzı ve sokak ağzıyla yazılmış. 

Arada argo kelimeler ve küfürler olsa da kulağa tırmalamıyor. Kasmıyor sizi.

Kullanın küfürlerin hepsi bir şekilde sokak da duyduklarınızdan ibaret.

Okunacak bir kitap mı? Bence her kitap okunmayı hak ediyor. 

Bu kitap olmazsa olmaz değil. Herkese hitap etmeye belir. Benim sevdiğim bölümler oldukça fazla oldu diyebilirim. 

En sevdiğim iki bölüm 

  • Ananemim Son ölümü

"Çünkü büyüdükçe arzularım küçüldü, şaşkınlıklarım küçüldü. Büyüdükçe öyle küçüldüm ki içimde taşacak bir şey kalmadı. Büyümenin bir bedeli varsa işte bu, yarım metre uzadım, yirmi kilo aldım ve dünyadan vazgeçtim."

  • Üst kattaki Terörist

"Öne çıktım, "Göz yaşartıcı gaz sıkmanıza gerek yok," dedim. "Arkadaşlar zaten yeterince duygusal insanlar." 

Emrah Serbes Erken Kaybedenler iyi vakit geçirebileceğiniz güzel bir kitap. Okuyabilirsiniz.


“Sonuçta sevilen her kadın güzel bir şarkıdır. Bütün sözlerini hatırlayamazsın belki ama melodisi aklında kalır.”


21 Kasım 2016 Pazartesi

35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı


35. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı dün itibariyle bitti. başladığı günden beri gitmek için sabırsızlanıp duruyordum ve dün sabah erkenden kalkıp fuar yolunu arşınlamaya başladım. 

Kendimi tutamayacağımı biliyordum ve neler alacağımdan kokuyordum. 

Biraz da olsa kendime hakim olmayı başardım diyebilirim. 

Fuar sanki geçen yıllara göre daha bir kalabalıktı. Bu beni gerçekten çok memnun etti. Demek ki artık okuma oranımız yükseliyor ve kitaplara olan ilgi artıyor. 

Hoşuma gitmeyen tek durumsa kitap fuarlarının halka ücretsiz olması. Öğrenci ve öğretim görevlileri dışında ziyaretçilerden 5 TL alınmasını maalesef hoşgörüyle karşılamıyorum. 

Bir diğer dikkatimi çeken hususta bazı kitapların, kitap sitelerinde daha ucuz satılmasıydı.

Yine maalesef ki fuardaki indirimle kitap sitelerindeki indirim oranlarının birbirlerini tutmaması gerçekten ilginç.

Bu seneki fuar ziyaretimde beni mutlu eden bir diğer detayda daha önce mail üzerinden tanışmış olduğum bir kaç kişi ile yüz yüze görüşme fırsatı yakalamam oldu:))

Kitaplar sayesinde sürekli yeni arkadaşlıklar ediniyorum ve gerçekten çok mutlu oluyorum. 

Yine bir fuar bitmiş oldu ve evde okunacak onca kitapların arasına yeni kitaplarımda eklenmiş oldu. 

Bana bolca okumalar şimdiden:)) 

Aldıklarım: 

Pegasus Yayınları& Çevrimiçi Kız (kızım Damla'ya)

Altın Kitaplar& Kemal'in Brüksel Günlüğü (oğlum Berke'ye)

Ephesus Yayınları& Babam İflas Edince

Aranus Yayıncılık S*ktir Et- hayatta Hiç Bir Şey Senden Önemli Değil

Mendirek Yayınları &Yasak Cennet ve Gelinim 

Yitik Ülke Yayınları& Yeşil Bisikletli Kız ve Yatır 

İthaki Yayınları & Z Raporu, Alengirli Şiirler ve Tesirsiz Parçalar 

Daha da alırdım da artık kendime hakim olmam gerekiyordu:))  Önümüzdeki üç ay kitap almasam okunması gereken kitaplarım anca bitiririm. bakalım almadan ne kadar sabredeceğim.


14 Kasım 2016 Pazartesi

Kalbim Sende Kalmış Kitap Yorumu



Merhabalar 

Bir kişinin hayatında çok kişi gelip geçebilir. arkadaşlıklar, dostluklar yaşanmışlıklarla birlikte var olurlar. Unutulan arkadaşlıklar da vardır, unutulmayanlarda. 

Belki onlarca insan tanırız ama eleye eleye bize en yakın gelen arkadaş ve dostlarımız iki elin parmaklarını geçmez. 

Hele de unutulmayan arkadaşlıklar vardır ki; işte onlar çocukluk arkadaşlarıdır. 

Bunlar benim hislerim ve düşüncelerim:))

Neden böyle bir giriş yaptığımı sorabilirsiniz. 

Çünkü, size Ali ve Arya'yı anlatacağım.

İşte iki çocukluk arkadaşının onlarla yeşeren, büyüyen aşk hikayesi Kalbim Sende Kalmış

Kitabın adı tamda içeriği ile uymuş. Başka bir ad olamazdı diye düşünüyorum. okuyunca ne demek istediğimi sizde anlayabilirsiniz. 

Aslında kitap bir kayıp şehir serisiymiş. Seriyi okumadığım için, kitabı anlamam diye düşünüyordum ama, tek başına okunabildiğini öğrendiğimde hemen okumak için sabırsızlandım.
Ayrıca kitabı tercih etmemde ki bir diğer nokta da yi Kitap için ilgimi çeken bir diğer zaten yorumları ve paylaşımları görünce çok heveslenmiş ve kitabı okumak istemiştim. 

İyi ki de okumuşum diyorum şimdi.  

Ali ve Arya iki çocukluk arkadaşı. Aslında iki yakın ailelenin çocukları. Ali Arya'dan büyük ve ona emanet. Ali Arya'ya göz kulak olmak zorunda ve Ali bu görevi çok da iyi yapıyor. Sürekli Arya'nın tepesinde. Ona bazen nefes bile aldırmayan bir delikanlı.

Arya'da uslu mudur? Tabi ki  hayır, çılgınlıkta sınır tanımıyor. O Ali ile uğraşıyor Ali onunla. Didişip dururken zaman geçiyor ve arkadaşlıkları da büyüyor aşkları da.

Arya bir ara Amerikaya gidiyor ve kitap asıl Arya'nın Amerika'dan bir sürprizle dönmesiyle renklenmeye başlıyor.

Arya'nın sürprizi Daniel. O da mı kim? Arya'nın evlenmek istediği Amerika Türk karışımı bir nişanlı.

Sevmedim ben onu. Neden mi? Yine kitabı okuyunca anlayacaksınız.

İlk iki yüz sayfa  da Ali ve Arya'ya ait anılar, geçmiş konuşmalar, Ali'nin Arya ile olan bağlılığı ve düşünceleri yer alıyor.Sonra kitap bir hareketlenme yaşıyor, eğlence başlıyor.

İlk başlarda hep Ali Arya'ya olan aşkından sevgisinden bahsediyor ve "Vay be beni de böyle seven olmalı..." diyorsunuz.

Ali'yi dinledikçe Arya'ya kızıyorsunuz. Burnunun dibinde onu deli gibi seven, onu sahiplenen, yakışıklılığın her halini almış bir Ali varken (Ali kitapta mükemmel olarak anlatılmakta) Arya'nın onu görmemesine sinir oluyorsunuz.

Ama sonra Arya bir anlatıyor ki, bu sefer de onun için üzülüyorsunuz.

Burada ben şöyle demek istiyorum. Bir kadının kalbini küstürmeyi başardığınızda, onu yeniden kazanmak oldukça zor.

Ve, olaylar, olaylar oluyor ve Ali ve Arya bir araya geliyor.

Soluk bir sesle "Sana aşık olabileceğim hiç mi aklına gelmiyor, değil mi?" diye sordu. 
Ve, Arya bir rokete bindirilip uzaya gönderildi. 

Hele bir kaçırılma olayı ve devamı var ki okuyucuyu sayfalara çekiyor.

Onlara diyeceğim ki; anneniz bana öyle aşıktı, aşkımdan öyle kendini kaybetmişti ki, beni kendi nikahımdan kaçırdı. Sonra zavallı çaresiz olan benim ırzıma geçip, namusumu kirletti- bu arada benim ellerim  ve ayaklarım bağlıydı- ve beni kendisiyle evlenmeye zorladı. 

Kitabın yarısına geldiğinizde, sanki son kitap bitiyor gibi düşünebilirsiniz ama öyle olmuyor başka maceralar başlıyor.

Daha çok ayrıntı için, doğru kitabı almaya:))

Kitap, kitap karakterleri, olaylar, hisler, düşünceler ve yaşananlar hepsi normalmiş, bir roman değilmiş gibi geliyor size.

Sanki Ali ve Arya, aynı zamanda diğer kişiler, tanıdığınız gibiymiş okumuyor, onların evine konuk oluyor gibisiniz.

Romantik komedi film gibi.

Bu tarz kitapları sevenler oldukça fazla. Bende onlardan biriyim. O zaman bu kitap bolca tavsiyemdir.

Keyifli okumalar

9 Kasım 2016 Çarşamba

Kalbimde Bir Yara Bozcaada Kitap Yorumu



Merhabalar

Nasıl güzel bir kapak tasarımı, öyle değil mi? İnsana huzur veren bir duruşu var. Bozcaada sokaklarında gez, kefelerinde otur, deniz havasını şöyle kocaman içine çek ve al kitabını eline oku.

Gitmek istediğim yerlerden biri Bozcaada ve ahir ömrümde mutlaka gidip görmek istiyorum.

Adaya gidememiş olsam da,  Bozcadaya ait bir kitap okumanın mutluluğunu yakalamış oldum:)) 

Kalbimde Bir Yara Bozcaada Tolga Aydoğan'nın son kitabı.

Bir kaç ay öncede bu kitabı okumaya niyetlenmiştim ama okuyamamıştım. Geçen hafta başladım ve hemencecik bitirdim.

Kalbimde Bir Yara Bozcaada kitabı hakkında hiç bir şey bilmeseydim de bu kitabı sırf  kapak tasarımı için bile alırdım.

Ama öyle olmadı. Kitabın kapağı gibi ben içindeki hikayeyi de çok sevdim. Size de sevdirelim o zaman:)) 

Şimdi gelelim romanımıza:


Kitabımız Minval Yayınları'ndan çıkmış ve sitede ki tanıtım yazısı da şöyle;

    

 “ Bir adamın kalbi konuşursa aşk olur; peki ya bir adanın kalbi konuşursa ne olur? ”


“Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş

Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli…”

Turgut Uyar haklıydı… Evet, güzel kadınlar ve aşklar hâlâ var ve onlara bir şans tanımamız için gözlerimizin içine bakıyorlar. İş güzelliğe kalsa kolaydı… Vefa, samimiyet, inanç… bunlarla da harman olmalı aşk. O zaman eskimeyen, kalbi hep diri tutan bir kıvama erişebilir ancak.

Kalbimde Bir Yara Bozcaada adından da anlaşıldığı gibi Bozcada'da geçen bir hikaye.

"Sen haklıydın dedi bana, sevginin ne dili olur ne dini"

Rüzgar, Bozcaada'daki dedesini her yıl okullar tatil olunca ziyarete gider. Bu yıl gittiğinde farklı bir şeyler olur. Dedesi Mehmet'in yıllardır içinde sakladığı bir sırrı olduğunu öğrenir ve bu sırrı öğrenmek için kendince keşfe çıkar.

Bir akşam dedesini takip eder ve onu ağlarken görür, içindeki meraka daha fazla engel olamayan Rüzgar, bir kutunun içine saklanmış bir aşka şahit olur.  Bu öyle bir aşktır ki yıllara dayanan bir hasret, bir özlem, bir gözyaşıdır.

"Ya senin olacağım ya da annem gibi yıllar sonra ince hastalığa tutulup bu dünyayı ve seni terk edip gideceğim. "

Artık Rüzgar'ın bir görevi vardır. Alzhemer teşhisi konmuş desinin hatıraları silinmeden onu tekrar aşkına kavuşturmak istemesidir.

Rüzgar zekiliğini kullanarak neler başarır, neler.

Daha fazla ayrıntı verirsem kitabı anlatmış olacağım. Kızmayın vermiyorum.

Kitabı çok sevdim. Neden mi? Dede ve torun ilişkisi, eski dostluklar, silinmeyen anılar, bir mendile sığdırılmış onca gözyaşı ve saf tertemiz bir aşk.

"Dafne'ye sarılıyorum. Kokusunu içime çekiyorum. Sanki bu son sarılışımız gibi. Üşümüş elleri, gözlerinden akan yaşlar, rüzgarda savrulan saçları... Yitip gidecek ve bana son bir miras kalacak bu hali..."

Sevgililerin birbirlerine yazmış onca mektubu okurken inanın sizde o aşk gerçekten var olmuş gibi hissediyordunuz.

Tolga Aydoğan ne güzel bir aşk hikayesi yazmış, ne güzel hissettirmiş ki sıkılmıyorsunuz ve hemen bir sonraki sayfayı merak ediyorsunuz.

Kitap gerçekten güzel, tavsiye ediyorum mutlaka okuyun derim.

“Seni seviyorum” diyorum.
“Ah yavrimu, bilmez miyim, ben de seni seviyorum, para poli.” (*pek çok)

2 Kasım 2016 Çarşamba

Casus Kitap Yorumu - Paulo Coelho



Merhabalar

Eylül ayında okuduğum son kitaptı Casus. 

Bu ay tesadüfen okuduğum kitaplar, kadınlar ve yaşadıkları ile ilgili oldu. 

Casus'da ondan birisi.

Bu kitabı almamda ki en önemli etken çok sık karşıma çıkmasıydı. 

bence iyi pazarlaması ve reklamı iyi yapılmış bir kitap oldu ve çok satılanlarda yerini aldı. 

Tabi başka bir gerçek de kitabın yazarının Paulo Coelho olması. 

Daha önce yazarın Aldatmak ve Simyacı kitaplarını okumuş ve beğenmiştim. Bu kitabının da güzel olduğunu düşündüm ve aldım. 

Kitap Can Yayınlarından çıkan kısa bir roman. 152 sayfa. Okumaya başladığınızda çabucak bitebilecek kitaplar statüsünde. 

Arka Kapak yazısından başlayalım. 

Yanlış devirde doğmuş bir kadınım ben, hiçbir şey düzeltemez bunu. Gelecekte hatırlanacak mıyım, bilmiyorum ama şayet hatırlanırsam mağdur bir kadın olarak değil, cesur adımlar atmış ve ödemesi gereken bedeli korkmadan ödemiş biri olarak görülmek istiyorum.

Mata Hari'nin tek suçu özgür bir kadın olmaktı: Sınırlar ve sınırlamalarla dolu bir dünyada kaderine boyun eğmeyen bir kadın...
Paulo Coelho, 20. yüzyıl başında casuslukla suçlanarak idama mahkûm edilen Mata Hari ile avukatı arasındaki yazışmalardan yola çıkarak kurguladığı Casus'ta bu olağanüstü kişiliği bir roman kahramanına dönüştürerek hayatın ve aşkın gizemlerini sorguluyor.

Şimdi gelelim benim yorumuma; 
Casus, gerçek bir yaşam hikayesinden yola çıkılarak yazılmış bir roman. Tarihe Casusluk yaptığı için suçlanıp ve idam edilen bir kadının yaşamını konu alıyor. 

Asıl adı Margaretha Geertruida Zelle olan, özgür olmak için Paris'e kaçınca Mata Hari adıyla ünlenen bir dansçı kadının hayatını biraz kendi dilinden biraz yazardan öğreniyorsunuz. 

Mata Hari Kimdir? Detaylı bilgi için tık tık 

Fransız, İngiliz, Rus subay ve devlet adamlarından topladığı çok gizli askerî bilgileri kızına yazılmış masum mektuplar halinde özel diplomatik kurye ile Paris'ten Almanlara ulaştırıyordu. Alman askerî ve denizcilik istihbarat başkanlarıyla toplantılara katıldığı Madrid'den Paris'e döndükten sonra, 13 Şubat 1917'de tutuklandı. Yıllardır hakkında toplanan belgelerin en önemlisi, son Madrid seyahatinde Madrid elçiliğinden Alman askerî merkezine kendi kodu (H21) ile gönderdiği ve yolda ele geçirilen telgraftı. Madrid dönüşü alacağı 15.000 İspanyol Pezosu tutarındaki çek, tutuklandığı zaman üzerinde bulundu. Bir diğer delil de, 1915'te Fransa'ya dönmesinden önce Alman Gizli Servisi'nden aldığı 30.000 Marklık senetti. Mahkemenin söz konusu paralarla ilgili suçlamasını, "Hediye aldım" diyerek reddeden Mata Hari, kuvvetli delil bulunamamasına rağmen idama mahkûm edildi ve 15 Ekim 1917'de kurşuna dizildi.

İdama giderken gayet soğukkanlı olan Mata Hari, "Bu Fransızlar beni öldürmekle ne kazanacaklar, savaşı mı kazanacaklar?" diye yanındakilere dert yanmıştır. Kurşuna dizilirken gözlerini bağlatmayarak bir cesaret ve soğukkanlılık örneği göstermiştir.

Kitap üç bölümden oluşuyor. 

Birincisi; Margaretha'nin gençliği, evliliği, evliliğinde yaşadığı sıkıntılar  ve kızının dünyaya gelişi. 
İkincisi; evinden ve yaşadığı şehirden Paris'e kaçışı, Mata Hari'ye dönüşmesi, dansları, meşhur olma süreci, ünlenip, yükselmesi ve beraber olduğu erkekleri...
Üçüncü ve bence en önemli bölüm, casuslukla suçlanması ve avukatıyla yaptığı yazışmalar ve konuşmalar...

Roman, bir hayatın anlatımı için kısa bir kitap olmuş.

Yaşananlar, duygular ve olaylar bazen çok yüzeysel anlatılmış. O derin duygulara çok da yer verilmemiş. 

Mesela, Mata Hari bir döneminde ilk kez Rus bir askere aşık  olmuş, kocasından kaçtıktan sonra neler yaşanmış, o gittikten sonra kızına ne olmuş, sonrasına görüşebilmişler mi? Bunları biliyorsunuz ama cevapları alamıyorsunuz. 

Bu detaylar hakkında pek bir şey öğrenemiyorsunuz. 

Sanırım Paulo Coelho daha çok kitabınıda adını verdiği gibi casusluk kısmına odaklanmış.

Aslında en net detaylar Mata Hari'nin suçsuz yere casuslukla suçlandığını  anlatılan bölümler. 

Sonlara doğru Mata Hari'yi savunan avukatın düşüncelerinin de bulunduğu kısımları ben okurken Mata Hari gerçekten suçsuz yere idama mahkum edilmiş diye düşündüm.  

Mata Hari'nin  deliller yerine varsayımlara dayanılarak idam edildiğini okuduğumda gerçekten üzüldüm. 

Gerçekte Mata Hari, suçlu mu suçsuz mu pek bilmiyorum. Kitap sonrası hakkında bir kaç yazı okuyunca aklım suçsuz olduğuna inanmaya başladı. 

Savaş dönemlerinde suçsuz yere cezalandırılan binlerce kişilerin arasına Mata Hari'de girmiş. 

"Dünyanın kaderini değiştirecek biriydim ben, bir taraftan Almanlar adına casusluk yapıyormuş gibi görünüp öteki taraftan Fransa'nın savaşı kazanmasını sağlayabilirdim." 

İdamına bile giderken gururlu duruşuyla adından söz ettiren bir kadının yaşam hikayesini okumak öğrenmek isteyenler Casus'su okuyabilirler.

Kasımda başka kitaplarda görüşmek üzere.